Çocuklar Öğrenmek için Neden Harekete İhtiyaç Duyar ?

brainfit

Öğrencilerin öğrenme süreçlerinde bedenlerini kullanmalarının, her ne kadar bağlantısız ve saçma görünüyor olsa da öğrenmeye çok büyük bir etkisi vardır. Araştırmacılar, öğrencilerin matematiksel bir hikâye anlatımı yaparken (örneğin kelime problemleri gibi) bedenlerini kullanmalarının matematik hakkında düşünme yollarını değiştirdiğini bulmuşlardır. Chicago Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Profesör Sian Beilock, bu konuyla ilgili olarak “Dili gerçekleştirdiğimiz eylemlere bağlayabilirsek, daha zengin ve anlaşılır bir biçimde anlıyoruz.” demiştir.

Bu kelime problemini düşünün:

Hayvanat bahçesinde iki timsah ve iki su aygırı vardır. Pete, (hayvanat bahçesindeki görevli) bu hayvanları aynı anda besler. Pete her su aygırına yedişer, her timsaha da dörder balık verir.

Üçüncü sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir deneyde, öğrenciler iki gruba ayrılmıştır. İlk grup bu problemi sadece iki kez okumuştur. İkinci grup, fiziksel olarak timsahları ve su aygırlarını besliyor gibi yaparken, aynı zamanda hikâyeyi de okumuşlardır. İki gruptaki öğrencilere de hayvanat bahçesi görevlisinin hayvanlara kaç tane balık verdiği sorulmuştur. Beilock, “Hikâyeyi harekete döken öğrencilerin, bu problemi çözmede daha iyi olduklarını” saptamıştır. Problemi sadece okuyan öğrenciler cevap olarak “11” demişlerdir. Çünkü hepsi problemde geçen ”her birine” kelimesini gözden kaçırmışlardır. Fakat problemi fiziksel olarak deneyimleyen öğrenciler her su aygırına sırayla yedişer balık verdiği için, farklılık ortaya çıktı. Beilock, kelimeleri belirli bir hareketle eşleştirmenin gelişmiş öğrenmeye yol açtığını ve aslında bunu sadece zihinlerinde canlandırarak da başarabileceklerini belirtti.

 

BEYİN VE VÜCUT

      Dünyanın başarılı işleyişini sağlamak için gerekli olan ve insan evrimi açısından çok uzun yıllardır araştırılan becerilerin çoğu insan beyni için çok yeni. Nörobilimciler insanların nasıl öğrendiğini araştırırken, yeni beceriler ve yeteneklerin temel vücut fonksiyonlarını kontrol eden beyin alanlarında haritalandığını buldular. Günden güne bu çalışmalar, insan vücudu, çevre ve öğrenme süreci arasındaki nörolojik bağlantıların aydınlatılmasına yardımcı oluyor.

Beilock, Öğrenme ve Beyin Konferansı’nda “Öğrencilerin en iyi performanslarını gerçekleştirmelerini sağlamak için, kafamızın içinde olanların çok ötesinde hareket etmemiz gerekiyor.” demiştir.

Çalışmaların bu alanında “embodied learning” eğitimcilerin çoğu için yeni değil. Maria Montessori, 1936 yılında çıkan kitabı “The Secret of Childhood” (Çocukluğun Sırrı)da zihin ve vücut arasındaki bağlantıyı şu sözlerle açıklamıştır: “Hareket ve fiziksel aktivite yani zihinsel gelişim için gerekli olan esas faktör, dışarıdan alınan izlenimlere bağlıdır. Hareket vasıtasıyla temas edilen dış gerçeklik, nihayetinde soyut düşüncelerin bile elde edilmesine neden oluyor.”

Bilim adamlarının çalışmaları da Montessori’yi doğruluyor. 4-6 aylık bebeklerin vücut hareketleri üzerine çalışan araştırmacılar, dik oturabilen, karnının üstünde yatarken daha rahat hareket edebilen ve yürüyebilen bebeklerin bu davranışlarıyla gelecekteki akademik başarıları arasında bir ilişki buldular. Araştırmacılar tüm bu araştırmaları yaparken sosyoekonomik koşulları, ailenin eğitimini ve eğitimin biçimi gibi hafifletici faktörleri de göz önünde bulundurarak değerlendirdiler.

      Beilock, akademik başarının çok güçlü bir yordayıcısının çocukların nasıl öğrendiği ve çevrelerini nasıl keşfettiği olduğunu belirtmiştir. Bu konuyla ilgili olarak ‘ Çocuklar çevrelerini keşfettiğinde, her şey aniden değişir.’ Demiştir. Çocuklar hareket halindeyken, yetişkinler kendi yaşamlarında yönergeleri ve diğer karmaşık dil formlarını kullanırlar. Çocuklar aileleri tarafından eğitildikçe, yönergeleri anlamaya ve davranışlarını değiştirmeye başlarlar. Bir çocuk önce kendi başına bir şeyler yaparsa diğerlerinin yaptıklarını da daha kolay eşleştirir. Beilock, ‘Ellerimizi kullanma becerimizin, beynimizin yapısını ve işleyişini değiştirdiğine dair kanıtlar var.’ demiştir.

Küçük çocuklar hareket edip dünyalarını keşfederken dokunarak öğrenirler. Beilock, İki elin de kullanımını gerektiren eğitimin erkenden yapılmasının beynin sağ ve sol yarım küresindeki hızlı iletişimi sağlayan beyin kısmı olan corpus collosum’un gelişimini desteklediğini söyledi. Beyindeki bu hızlı iletişimin ve ellerin, öğrenimde kullanılması müzik aleti çalmayı öğrenme ve matematik becerilerinin gelişiminin bir parçası olabilir.

Beilock’a göre ‘Matematik çok yakın zamandan bir kültürel buluştur.’ Beynin sayısal gösterimle ilişkili olan kısmı ayrıca parmak hareketlerini de kontrol eder. Birçok çocuk önce parmaklarıyla saymayı öğrenir bu da bağlantının fiziksel bir göstergesidir. Çocuklarla yapılan bu çalışmalar Beilock’un akademik öğrenmenin özünün vücutla bağlantılı olduğu inancını güçlendirmiştir.

 

ÖĞRENMEK İÇİN JEST VE MİMİKLER!

Chicago Üniversitesi’nden Susan Goldin-Meadow, öğrenci hareketlerinin, sözel ifadelerden daha nitelikli matematik öğrenimi sağladığını nasıl kanıtlayabileceği konusunda araştırmalar yaptı. Genellikle çocukların anlamakta zorlandığı denklik problemleri üzerine birçok çalışma yaptı. Öğrencilerin çoğu kez yanlış bir çözüm bulmuş olsalar bile çözümü öğrendiklerini gösterecek şekilde hareket ettiklerini gördü.

Goldin-Meadow, bir konferansta şunları söyledi: ‘Bu çalışmalar ve sonuçları öğretmenler için de kolaylık sağlar çünkü öğrencilerin ifade edemeyeceği şeyler hakkında öğretmene bilgi verir.’ Bir jest öğretmen için yeterli bir ipucu olamaz ancak öğrenciler Goldin-Meadow’un ‘uyumsuzluk’ dediği bir şey söylerken farklı bir mimik gösteriyor olması, farklı bir anlayışa işaret eder.

Goldin-Meadow aynı zamanda çocukların öğrenme sırasında ellerini kullanmaya teşvik edilmesi gerektiğini ve bunun onları öğrenmeye daha açık hale getirdiğini vurgulamıştır. Ayrıca, bir problem için iki farklı çözüm yolu olduğunu anlatmanın öğrencilerin öğrenmesine daha az etkisi olurken, iki farklı yolu da göstermenin birinin mimiklerinde bir değişimle daha iyi öğrendiklerini ortaya koyduğunu tespit etti.

Öğrenme ve beden arasındaki bağlantı daha ileri dönemlerde de önem taşıyor. Beilock, lise öğrencilerinin fizik dersindeki soyut kavramları nasıl daha iyi öğrenecekleri üzerine araştırmalar yaptı. Birçok sınıfta yazılı metinler dinleniyor, kitaplar okunuyor ve fizik problemleri çözülüyordu. Beliock, öğrencilerin açısal momentum gibi soyut bir konuyu bedenleriyle hissedebilirlerse hem daha iyi anlayacaklarını hem de daha iyi hatırlayacaklarını ileri sürdü.

Beilock ve arkadaşları iki tekerlekli bisikletle bir çubuk kullanarak hipotezlerini test ettiler. Öğrenciler tekerlekleri döndürürken çubuğu da farklı yöne doğru yatırdılar. Açı değiştiğinde gücün de değiştiğini deneyimlediler. Deneyde bir grup öğrenci, tekerleği tuttu ve deneyimledi. Diğer grup ise sadece izledi ve öğrencilerin hissetiklerinin etkilerini gözlemledi. Tüm öğrenciler bir hafta sonra sınava girdiler. Motor becerilerini kullanmış, tekerleği kendisi döndürmüş olan öğrencilerin sınavda daha başarılı oldukları tespit edildi. Peki ya sadece o gruptaki öğrenciler fizikte daha başarılıydıysa? DePaul Üniversitesi’nden araştırmacılar deneyi tekrarladı ve sonuç deneyimle ve güçlü öğrenme arasındaki bağlantıyı doğruladı.

 

ÇEVRESEL HUSUSLAR

Sadece bedensel hareket ve katılım ve öğrenilen mekân bile öğrenme üzerinde büyük bir etki yaratabilir. Nörobilimciler, filozoflar, yazarlar ve uygulayıcılar da deneyimleriyle bu bağlantıyı kanıtlamaya başladılar.

Beilock, biz doğadayken odaklanmış dikkatimizin dinlenmek ve tazelenmek için vakti olduğunu belirtti. Bu önemli çünkü, dikkatimiz de yorulan bir kas gibi. Bir araştırmacı öğrencilerine şehir merkezine yürümelerini söyledi. Hiçbir şey yapmamalarına rağmen doğal olarak bu yürüyüş sırasında birçok uyarana maruz kaldılar. Diğer grup ise doğal bir alanda yürüyüş yaptılar. Doğada yürüyen grup odaklanmada diğer gruba göre daha iyiydi.

Görsel dikkat dağıtıcılar sınıfta da vardır. Carnegie Mellon, öğrencilerin çok fazla dekore edilmiş sınıflarda öğrendiklerinde, bakışlarının etrafta dolaşmaya meyilli olduğunu, görevden ayrıldıkları ve test puanlarının kötü olduğunu keşfetti. Görsel uyaranları sınırlamak, özellikle odaklanmayı öğrenen genç öğrenciler için özellikle önemlidir. Ancak anaokulu sınıfları daha neşeli hissettirmek için çoğunlukla en renkli ve parlak biçimde dekore edilmiştir.

 

VÜCUT VE KAYGI

Öğrencilerin sınav kaygısını azaltmanın yollarından biri, öncesinde bu kaygıyla çalışmalarını sağlamaktır. Beilock, üniversite birinci sınıf öğrencileriyle ilk finallerinden önce bir deney yaptı. Sınavla ilgili kaygılarını yazmalarını ve aynı şekilde hissettikleri diğer durumları da not etmelerini söyledi. İstedikleri kadar açık olabilecekleri ve yazılarının gizli kalacağı belirtildi. Kontrol grubundaki bir grup öğrenciye ise testte nelerin olmayacağını düşünmeleri söylendi.

Bu etkinlikte sınav kaygısı yaşamayan öğrenciler fazla bir etki görmedi. Ancak yüksek düzeyde kaygı yaşayan öğrenciler, test puanlarında yüzde 6 artış elde etti.

Beilock, en iyi şekilde öğrenmemize yardımcı olması için bedenlerimizin gücünü kullanmaya başlamamız gerektiğini belirtti.

Leave a Reply


Başvuru Formu