fbpx

Anlam Duygusunun Üretilmesi

Anlam, belki çok geniş bir konu olabilir. Birçok insan, her ne için olursa olsun anlamın çok önemli olduğu konusunda hemfikirdir. Ancak yine de insanlar sahip olduğu anlamları tanımlamakta, ve bunun da ötesinde, günlük yaşantılarında anlam bulmakta sorun yaşamaktadırlar.

Bu sorun önemsenmeyecek gibi değildir.  12.0000’den fazla insan üzerinde yapılan bir araştırmada, araştırmaya konu olan kişilerin %50’sinde, işyerine ilişkin anlam ve değer yoksunluğuna sahip oldukları tespit edilmiştir. Anlam, insanların bağlılığını, yaratıcılığını, mutluluğunu, sağlığını ve huzurlu hissetme duygusunu desteklediği için, büyük bir anlam duygusunu kişilerin yaşamına kazandırmaya çalışmak büyük ve küçük tüm işletmelerin çıkarınadır.

Bu makalenin öne sürdüğü fikre göre anlam,  imkânsız bir ideal anlamına gelmez. Ayrıca anlam sadece iş dünyasına ait moda bir kelime de değildir.  Diğer yandan dünyaya ilişkin lüks hayat kaygılarımızı azaltacak bir anlama da gelmemektedir. David Brooks bu durumu şöyle açıklar “İnsan için, anlama dair ümidin yitirildiği herhangi bir gelir düzeyinin varlığı söz konusu değildir” Anlam, gelir düzeyimiz ne olursa olsun her zaman sahip olabileceğimiz bir olgudur.

Bu makale anlama ilişkin pratik bir yaklaşım sunmaktadır. İlkin, anlamın önemine ve sağladığı yararlara bir göz atacağız. Sonrasında ise anlamın yapısına derin bir dalış yapacağız. En sonunda da anlamın tanımına ilişkin sağlam bir yapı ortaya koyacağız. Bu yapı, çalışma hayatımızda, yürüdüğümüz yolda ve yaşadığımız hayatta daha fazla anlam edinmemize yardımcı olabilir.

Niçin Anlam?

 

Yaşamak için sebep ve Yaşamı Kontrol

Her insan bu dünyada niçin bulunduğumuza ilişkin net bir sebebe ve açıklamaya özlem duymaktadır. Hayat kısadır ve bir gün sona erecektir.  Dünyada var olduğumuzu hissetmek ve bunu anlamak için, ölümü reddetme duygumuzun üstesinden gelebilmek için kendi hayat hikâyemizin kahramanı olabilmemiz ve kalıtımımızı sürdürebilmemiz adına bilinçaltımızda bir uyarana sahibiz.  Niçin burada olduğumuzu hissettiren varlığımızı kanıtlamak için hepimiz bu kahramanlığı arıyoruz. Psikolok M. Scott Peck’in ironik ifadesiyle “hayattaki tüm anlamları bize sunan şey aslında ölümün kendisidir”. Hayatta anlam aramamızın sebebi ölümün var oluşudur.

Bu bakış açısı hayatın makro düzeyi üzerinde işe yarar. Ancak bizim günlük yaşam aktivitelerimizi günden güne daha da çok baskılar. Gerçekleştirilen bir eylem ne kadar anlamlı hissettiriyorsa, o eylem gerçekleştirilme aşamasında o kadar değerli icra edilir ve o kadar dikkatimizi vermemize neden olur. Dan Pink bu durumu şöyle ifade eder, “hiçbir bir eylem veya bir iş, doğası itibariyle ilgi çekici olduğu için daha fazla anlamlı değildir, eğer çok büyük bir amacın bir parçasıysa, ancak o zaman o eyleme daha fazla bağlanma geçekleşir.”

Diğer yandan eğer bir eylemin anlamsız olduğunu hissettiren yönlendirici bir duyguya sahipsek, bu durumda muhtemelen dikkatimizi bu eylemi gerçekleştirmek için sürdürmekten vazgeçeriz ve hatta o eylemi yapmayı bırakırız. Anlam, dikkatimizi odaklamakta bize yardım eder ve değerli aktiviteler üzerindeki motivasyonumuzu destekler. Hayatımız üzerindeki kontrolü sürdürmemize ve gereksiz işlerden kaçınmamıza yardımcı olur.

Psikolog Irvin Yalom var oluşumuzu açıklarken anlam ihtiyacımızı ve anlamın bize nasıl bir kontrol duygusu sağladığını şu şekilde özetler:

Eğer ölüm kaçınılmazsa hayatımızda sürdürmemiz gereken anlam nedir? Bizler anlam arayan yaratıklarız. Biyolojik olarak bakarsak sinir sistemimiz, beynin gelen uyarıları otomatik olarak toplayıp düzenlediği bir yapı içerisinde organize edilmiştir.  Ancak anlam dediğimiz şey; çaresiz hissettiğimizde, ihtimaller ve karmaşık olaylar içerisinde kafamız karıştığında bize bir üstünlük duygusu sağlar ve bu sayede hadiseleri düzene koyma yolunu ararız. Bunu yapmaya çalışırken onların üzerinde bir kontrole sahip olduğumuz duygusunu kazanırız.”

Mutluluk

Bazıları “anlam”ın, hayatın anlaşılmazlığına ve ölümün kaçınılmazlığına karşı psikolojik bir savunma mekanizması olduğunu ileri sürüyor. Fakat bu evrensel başa çıkma mekanizmasının buradaki negatif tanımına rağmen anlam, mutluluk ve huzur için kilit unsurdur.

Birçok akademisyen hayatı mutlu kılacak formüller ve denklemler hazırlamıştır. Tüm bu tanımların ve formüllerin farklılığına rağmen anlam, mutluluğun inşa edilmesinde temel taş olarak görülmüştür.

İyi hissetme =Pozitif duygular + ilişkiler + anlam + başarı + bağlılık

Hayata bağlılık= Neşeli bir hayat akışı + öznel değerler (anlam)

Mutluluk= biyolojik olarak var oluş + yaşam şartları + gönüllü seçimler ve eylemler (inanç, aile, topluluk ve anlamlı işler)

Araştırmalar gösteri yor ki mutluluk ve anlamlı bir hayat, aralarında pozitif bir korelasyon ilişkisine sahip;  anlamlı bir hayat mutlu olmayı, mutlu olmak da hayatı daha anlamlı bulmayı sağlıyor. Ancak bu her zaman için “anlamlı bir hayat mutlu bir yaşamı beraberinde getirir” anlamına gelmiyor ve aynı zamanda “mutlu bir hayat her daim anlamlı bir hayatı beraberinde getirir “ anlamına da gelmiyor.

Özet

O halde anlam oldukça önemli. Anlam, varlığımızı konumlandırmamızda bize yardım eder. Hayatımızda motivasyon halinde olmamızı, kontrol duygumuzu kaybetmememizi sağlar. Ve ayrıca anlam mutlu olmamıza yardımcı olur.

Fakat anlam ne demektir? Ve nelerden oluşur?

Anlamın yapısı ve karakteristiği

 

Anlam bilinçli bir seçimdir

Sizinde bildiğiniz gibi, hayat tarafından verilen seçenekleri kabul etmek zorunda değilsiniz.  Her zaman daha fazlası mevcuttur. Hiç kimse hayatının geri kalanı boyunca istemediği şeyleri yapmak zorunda değil. O halde bu durumda yapmak zorunda olduğun şey, ifade ettiği tüm anlamlarla seni ikna eden bir şey olmalıdır.” Hunter S. Thompson

Anlamın ilk ve en önemli karakteristik yapısı onun doğal olarak öznel bir niteliğe sahip olduğudur. Düğünüm bana çok büyük anlamlar ifade ederken, sana daha az bir anlam ifade ediyor olabilir.

Anlamın öznel olmasının sebebi bizim “kahramanlık projemizin ne olduğu” üzerine verdiğimiz karara bağlı oluşudur.  Viktor Frankl, ebedi klasikler arasına giren  “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında bunu şöyle açıklar “İnsan her an, ister en iyisi olsun, ister en kötüsü, varlığının anıtını oluşturacak kararları vermek zorunda”

Frankl’in sunduğu bilgelik anlayışı iki kritik yaklaşımı içinde barındırır. İlki, bizim için anlamlı olanın ne olduğuna karar vermemizdir. İkincisi, bizim için anlamlı olanı her an gerçekleştirme kabiliyetine sahip oluşumuzdur. Frankl bunu “insanın en önemli özgürlük hakkı” olarak tanımlamaktadır. Siz insanın belki her şeyini alabilirsiniz ama bu hakkını alamazsınız. Bizim için her şey de anlamlı olabilir, hiçbir şey de… Bu bizim “kahramanlık projemize” dair farkındalığımıza ve düşüncelerimize bağlıdır.

John Gardner şöyle ifade eder:

“Anlam, bir hazine avcısının ganimet bulması ya da bir bilmecenin cevabının bulunması gibi tesadüfen bulacağınız bir şey değildir.  Anlam, hayatınızın içinde inşa etmeniz gereken bir şeydir. Onu geçmişinizden, ilgilerinizden, bağlılıklarınızdan, insanlık tecrübelerinizden, yeteneklerinizden ve anlayışınızdan, inandığınız şeylerden, sevdiğiniz şeylerden, sevdiğiniz insanlardan ve kendinizi adadığınız değerlerden inşa etmelisiniz. Aradığınız malzeme buradadır. Sizse tüm bunları eşsiz bir biçimde bir araya getirerek gelecekteki hayatınızı inşa edecek kişisiniz. Hadi, hayatınızın sizin için anlamlı ve şerefli olmasına izin verin. Eğer bunu yapabilirseniz başarı ve başarısızlık dengesi daha az bozulacaktır.”

 

Dikey bir tutarlılık içinde anlamı oluşturma

Düşündükleriniz, söyledikleriniz ve yaptıklarınız bir uyum içinde olduğunda…” Mamatha Gandhi

Öyleyse anlam, bizim seçimimiz. Bu seçimimizi hayata geçirmeden önce yaptığımız seçimin gerçekten anlamlı olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Neyin anlamlı ve neyin anlamsız olduğunu belirlediğimiz bir değerler tablosu oluşturmalıyız. Ve bunu yapabilmek için de anlamın bize neler ifade ettiğini bilmemiz gerekiyor.

Bunun için “anlam” kemlisinin İngilizce karşılığı olan “meaning” kelimesinin ilkel tanımlarından yola çıkmak faydalı bir başlangıç olabilir. Mihaly Csikszentmihalyi anlam için 3 tanımın varlığından bahseder:

*İlk tanım bir şeylerin önemine işaret eder. Örnek: “what is the meaning of life? (hayatın anlamı nedir?) Biz kelimenin buradaki kullanımını amaç olarak adlandıracağız.

*İkinci tanım niyete işaret eder. Örnek: “he means well” ( O demek iyilik demektir.) Biz kelimenin buradaki kullanımını niyetteki kararlılık olarak adlandıracağız.

*Üçüncü tanım kelimenin sözlük anlamına dairdir. Örnek: “Ambivalent means seeing two sides of the same coin” (Çelişen duygular yaşamak, madalyonun iki yüzünü de görüyor olmak anlamına gelir). Biz kelimenin buradaki kullanımını ise uyum olarak adlandıracağız.

Basit bir mantıkla herhangi bir şey, anlamın bu üç tanımını da karşılıyorsa o kadar anlamlı olmalıdır: amaç + niyetteki kararlılık =uyum. Eğer biz 1) tanımlanmış bir amaca sahipsek 2) ve amaca uygun olarak hareket etmede niyetli ve kararlıysak, o halde 3) uyumu hayatımıza getrmiş oluruz ve anlamı maksimum düzeye taşırız.

Csikszentmihalyi şuna vurgu yapar “Anlam yaratmak, kişinin kendi eylemlerini düşüncelerine uygun bir biçimde bütünleştirmesini gerektirir.”

Peki kişinin, eylemlerini bütünleştirmesi daha spesifik olarak ne anlam ifade eder? Bunu şu şekilde ifade edebiliriz:

*Amaç = hayatımızın uzun vadede hangi yönde seyredeceği

*Niyet/kararlılık = kısa vadedeki hedefler

Eğer bizim uzun vadedeki amaçlarımız kısa vadede gerçekleştirmeye niyet ettiğimiz hedeflerle bir ilişkiye sahipse bu durum anlam ve uyumu beraberinde getirir.

Bu, dikey tutarlılık olarak adlandırılır. Psikolog Ken Sheldon ve Tim Kasser’e göre mental sağlığı iyi ve mutlu olan insanlar hayatlarında dikey tutarlılığı çok yüksek olan insanlardır. Onların kısa vadeli hedeflerinin gerçekleşmesi onları uzun vadedeki amaçlarına daha çok yaklaştırmış olur.

Eğer günlük faaliyetlerimiz bizi uzun vadedeki amaçlarınıza daha yakın hale getirmiyorsa, bu durumda dysergy adı verilen bir rahatsızlığı deneyimleriz. Bu duygusal bozukluk kişinin istekleriyle, ortaya koyduğu çabalarının birbirine uymamasından kaynaklı, hedeflerini gerçekleştirme niyetinin sekteye uğradığı zamanlarda ortaya çıkar.

Faaliyetlerimiz günden güne ne kadar uzun vadeli amaçlarımıza yönelik olmaya başlarsa o kadar çok uyumlu ve kendimizi bütünleşmiş hissederiz ve hayatımızda daha fazla anlam deneyimleriz. Doğru bir başlangıç yapmak için kendinize şu soruyu sormak çok faydalı olabilir : ”Bu hedefime ulaştığımda beni hayatımdaki büyük amacıma daha yakın hale mi getirecek, yoksa daha uzak hale mi?”

Anlam, eylem ve etkiye işaret eder

Eylemden asla endişelenmem, yalnızca eylemsizlikten endişelenirim”  Winston Churchill

Anlam size doğrudan ve tepeden elinize verilecek bir armağan değildir. Hayatımızda karşılaştığımız sorunları hemen çözecek bir cevap da değildir.

Daha önce ifade edildiği gibi anlam sadece bir amaç değil aynı zamanda bir niyettir. Harekete geçmeyi gerektirir. Anlam, çevremizdeki dünyayla ilişkilerimiz aracılığıyla oluşur. Aslında, hayata anlam veren eylemler tamda bunlardır. “Anlam, anlamlı aktivitelerden doğar” der Irvin Yalom.

 

Biz bunu basit bir yolla somutlaştırabiliriz. Siz (A) bir eylem gerçekleştiriyorsunuz (ok). Bu eylem de bir kişiye etkide bulunuyor(B).

 

 

A ile B arasında bir ok olmadığını düşünün. O halde B’ye bir etki de söz konusuz olmayacaktır ve bu nedenle  B’de, A’nın varlığına ilişkin herhangi bir tanım da olmayacaktır. A, B’yi bir şekilde etkilemediğinde B için hiçbir anlam taşımayacaktır. Bu nedenle ok, A’nın anlamını taşıyan bir araçtır.

Varlıklara ilişkin ne kadar çok ok varsa ve bu okların etkisi ne kadar güçlüyse o kadar çok anlam üretilir. Bizim oklarımız varlıkları ne kadar çok etkilerse ve desteklerse o kadar çok anlam duygusu üretilmeye başlanır. Konuyu genelleştirmek gerekirse: “hiçbir şeyle bağı olmayan hayat, en az anlama sahip olan hayattır. Her şeyle bağı olan hayat en çok anlama sahip olan hayattır.” der Kevin Simler

 

 

Neyin anlamlı olduğunun belirlenmesi birbirini etkileyen varlıklara bağlıdır. Örnek olarak; ölmekte olan bitkiyi sulayan bir çocuğu ele alalım. Çocuğun sulama eylemi bitki için büyük bir anlam ifade eder. Çünkü bu eylemin etkisi bitkinin hayatta kalma mücadelesine güçlü bir katkıda bulunur.

Fakat ek olarak, eğer çocuk sadece ölen bitkiyi değil de evinde bulunun bütün bitkileri sularsa o halde çocuk daha önceki eylemine nazaran çok daha anlamlı bir eylem sergilemiş olur.

Bu demek oluyor ki anlam tamamıyla öznel bir konu değildir. Tabi ki de neye odaklanmaya ve anlamı nasıl yorumladığımıza ilişkin seçimlerimiz bireysel tercihlerimiz olacaktır, fakat aynı zamanda diğerlerini etkileyen ve diğerleri için de anlam taşıyan eylemlerimiz nesnel boyutlar da taşır. Ölmekte olan bitkiyi sulamak, o bitki için büyük bir anlam ifade eder. Bunda hepimiz hem fikirizdir. Bu nedenle sulamamayı tercih edip sonucunu görmeye karar vermeyiz. Sadece yaparız. Bu tercih bizim için daha objektif bir tercihtir.

Anlam; vermeye, hizmet etmeye ve bağlantı kurmaya işaret eder.

“…İnsan olmak her zaman için kendinden başka bir şeye, ya da bir insana -gerçekleştirilecek bir anlama karşılık gelir. Kişi, hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini o kadar çok gerçekleştirir.” Viktor Frankl

“Anlam işaret eder” metaforunun altında yatan varsayımlardan biri, anlamın bir kişiye veya herhangi bir şeye etki etme gereksiniminin bulunduğudur. Ancak eyleme geçmek için etki etme, tek başına yeterli bir amaç olamaz. Biz, başkalarına hizmet etmek ve bir şekilde hayatımızı geliştirmek maksadıyla eylemde bulunmalıyız. Son zamanlarda 2 milyondan fazla insan üzerinde yapılmış bir araştırmada, öğretmenlik, doktorluk, rahiplik, psikiyatristlik, eğitim direktörlüğü gibi başkalarına hizmet etmeye yönelik mesleklere sahip kişilerin, kariyerlerinde en fazla anlam bulan insanlar oldukları tespit edilmiştir.

Sonuç olarak, eğer birilerinin kahramanı değilsek kendi benliğimizin de kahramanı olamayız. “Anlam duygusu başkalarına katkı sağlamaktan gelir.” diyor anlam üzerine yapılan araştırmalarda dünyaya yön veren Roy Baumeister. Bizim için anlam, anlamın bulunduğu dış dünyaya etkimizin içinde gizlidir. Bu mantıktan yola çıkarsak bu durum bizim için bir oyuna dönüşür- ne kadar çok insanı etkilersek ve onlar üzerinde ne kadar büyük bir etki oluşturursak hayatımızda o kadar büyük bir anlam üretilir.

Fakat bu etkinin sayıca gerçekleştirilen sıklığı tek başına yeterli değildir. Başkaları için ne kadar çok değer üretir ve onları ne kadar çok önemsersek deneyimlediğimiz anlam o kadar çok artacaktır. İnsanların çoğu aileleri ile ve arkadaşlarıyla etkileşimde olmayı daha anlamlı bulurlar. (bu anlayış, genellikle mutluluğumuzu zedeleyen stres kaynaklı ilişkiler olmasına rağmen neden yinede bu insanlara daha çok vakit ve daha çok enerji harcadığımızı açıklamaya yardımcı olur.) Yakın çevremizdeki insan sayısı ne kadar azsa, bu insanlarla olan etkileşimimizdeki anlam o kadar güçlüdür. Çünkü duygusal bağlarımızı güçlendirir ( .. ve merhamet ve minnettarlık hislerimizi canlandırdığı için başkalarını önemseme ve başkalarıyla bağlantı kurma duygularımızı güçlendirir)

Aşağıda, diğer varlıklarla bağlantıda olmamız nedeniyle ürettiğimiz ve güçlendirdiğimiz anlama dair bir metin vardır. Jonathan Haidt kendi anlam kovanımızı oluşturmak için hayvanlar dünyasından nasıl ilham alabileceğimizi betimlemiştir:

Arılar gibi: Hayatlarımız, büyük bir kovanın arı üyelerinde veya büyük bir bedenin hücrelerinde görülen bir mantıkla işler. Her birimiz modern hayatlarımızda kovanın dışına itildik ve kendi kedimize zorla uçmaya sevk olunduk özgür bir hayata kavuşmak için. Birçok insan  “bunda hayret edilmesi gereken şey ne?“  veya  “o halde hayatın anlamı nedir?” diyebilir. Bir şekilde hepimiz, yüce bir amaca sahip, ideal bir kovanın bir parçası olmaya ihtiyaç duyarız. Din, eğitim, bilim, politik faaliyetler… Bunlar insanların kendilerini dahil etmeye çalıştıkları bazı kovanlardır. “Ben” yörüngeli düşünme genelde hep sorun teşkil eder. Kendinizi kaybetmenin yollarını arayın.

 

Anlam, benliğimizi ifade eder.

“Kendi eğilimlerine karşı kendini yabancılaştırman, uzun vadede sadece acıya ve hayal kırıklığına yol açar, eşsiz bir duyguyu boşa harcamana sebep olur” Robert Greene

Paradoksal olarak, hangi eylemin gerçekleştirilmesi daha anlamlı olur diyerek bir seçim yaparken yalnızca başkalarına odaklanamayız. Aynı zamanda benliğimizin gerçek özünü ve kendimize özgü eğilimlerimizi de göz önünde bulundurmamız gerekir. “Kahramanlık projemiz”deki ölümü inkâr etme duygumuzun üstesinden gelme arayışı içinde bunun bize ait bir kahramanlık projesi olduğunu hissetmeye ihtiyacımız vardır. Bu, ben değerliyim demektir, bir sebebe binaen burada varım, demektir.

Roy Baumeister bunu şöyle ifade eder “ benliğimizi ifade eden aktiviteler çok önemli bir anlam kaynağıdır.”  Öz-değerimizi duyumsamaya olan ihtiyacımızı karşılamak için birçok yol vardır. Bunları, özel bir konuya ilişkin “derin ve güçlü bir eğilimi takip ederken” ve “bizi heyecanlandıran derin bir arzunun içindeyken” ifade ettiklerimiz ve ortaya koyduğumuz kendi derin değerlerimiz olarak bizi ifade eden yaratıcı şeyler olarak özetleyebiliriz.

Rober Greene ‘nin bu konu üzerine olan üstatlık kitabında yaratıcılık ve kendini ifade etme arasındaki bağlantının nasıl yönlendirileceğini ve bunun da hayatlarımızda anlam üretilmesini nasıl sağlayacağını açıklar:

Hepimiz gerçekle,  (diğer insanlarla, yaşadığımız zamanla, doğal dünyayla, kendi karakterimizle ve kendi benzersizliğimizle) daha fazla bağlantı kurabilme duygusunun arayışı içindeyiz. Bu bağlantıyı hissedebilmenin en tatmin edici ve en güçlü yolu yaratıcı aktivitelerden geçer.  Yaratıcı bir işleyişe bağlandığımızda hiç olmadığı kadar kendimizi canlı hissederiz. Çünkü sadece tüketmiyor, bir şeyler üretiyoruzdur… Bu çabayı sarf ederken aslında biz, kendi varlığımızı yaratıyoruzdur.”

Anlam, mücadele ve zorluklar yolunda yaratılır.

“… Problemlerle yüzleşme ve problemleri çözme süreçleri hayatın gerçek anlamlarını içinde barındıran süreçlerdir. Yalnızca problemler sayesinde gelişiriz” M. Scott Peck

Şimdiye kadar ifade ettiklerimize göre, anlam elde edilmesi gereken nihai bir amaç değildir. Çünkü anlam, bizde bir uyanışa sebep olacak deneyimlere yönelmemizi gerektiren bir şeydir. Uzun vadeli planladığımız yolumuzda gerçekleştirmeye çalıştığımız gelecek odaklı hedeflerimiz kendi içinde bir anlam barındırmaz. Biz sadece bu hedefleri gerçekleştirme yolundaki yolculuğumuz sırasında anlamı deneyimleriz. Bu nedenle anlam zaman içinde deneyimlenir.

Eğer anlam bu yolculuk sırasında ediniliyorsa o halde anlam bizim bu yolculuğumuz sırasındaki eylemlerimizin içinde elde edilir. Leo Tolstoy bunu kendi hayatında çok fazla keşfederek bize yansıtmıştır.” Eğer hayatı anlamak ve anlamını bilmek istiyorsam, bir parazit gibi yaşamamam, sadece gerçek bir hayatı yaşamam gerektiğini anladım. Anlamın gerçek bir insanlığı yaşayarak ve kendini bu hayatla bütünleştirerek verildiğini anladım.”

Yaşamak ve kendini gerçek hayatla bütünleştirmek, hayatın bizi içine saldığı zorluklarla ve engellerle mücadele etmek anlamına gelir. Mücadele etmek için gereken aksiyon ne kadar çoksa çıkılan yolculuk o kadar anlamlı olmaya başlar. Viktor Frankl bu durumu şöyle açıklar:

“ Genellikle, bizim dışımızda istisnai olarak gelişen zorlu durumlar, benliğimizin ötesindeki ruhsallığımızı geliştirmek için bir fırsattır. Bu yol, bireyin kaderini ve kaderin getirdiği bütün acıları kabul ettiği ve büyük bir fırsatı ele geçirdiği bir yoldur. Hatta altında kalınabilecek en zorlu durumlar hayatınıza çok daha derin anlamlar katar.”

Öyleyse, anlamı deneyimlemek için zorlukların üstesinden gelmemiz gerekiyorsa o halde anlamın tanımı, hareket, aksiyon ve gelişme ifadeleriyle de zenginleşmiş olacaktır. Eğer hala duruyorsak ve kendi yolculuğumuzda anlama yönelik bir gelişim göstermiyorsak o halde doğal olarak anlamı da deneyimleyemeyiz.

Paul Kalanithi ölüm deneyimine dair unutulmaz kitabında, anlamlı bir hayatı yaşarken gelişimin önemini canlı bir tablo olarak ortaya koymaktadır. Büyüyüşünü görme şansı olmayacağından ötürü çocuk sahibi olmamasını söyleyen birisiyle ölüm yatağında nasıl tartıştığını yazmıştır:

“ Yıllar önce, Darwin ve Nietzsche’nin hem fikir olduğu şey, benim başıma geldi: Canlıların mücadele etme karakterine sahip oluşu… Hayatı tanımlamak bir kaplanı çizgisiz olarak çizmekten başka bir şey değil.  Uzun yıllar ölümle beraber yaşamanın ardından, kolay bir ölümün neden en iyi ölüm olmaması gerektiğini anlamaya başladım. Ailemle bunun üzerine konuştuk, bir lütufta bulundular. Bir çocuk sahibi olmaya karar verdik. Ölüm yerine yaşamı hayata geçirmeliydik.”    

Özet Olarak Anlam

 

Şimdi, anlama duygumuzun yapısına ilişkin bilgilerle donanmış bir haldeyiz:

*Anlam bilinçli bir seçimdir.

*Anlam, kısa vadedeki eylemlerimizle, uzun vadedeki yönelişimizin birbiriyle ilişkili olduğu, dikey bir uyumluk içerisinde ortaya çıkar.

*Anlam çevremizdeki dünyaya etki eden ve ona katkı sağladığımızı görebildiğimiz aksiyonlarımızdan doğar.

* Anlam kendimizi ifade etmekten doğar.

*Anlam, mücadele, büyüme ve gelişme yolunda ortaya çıkar.

Ve burada ifade edilenleri ne kadar çok gerçekleştirirsek o kadar çok anlam ortaya çıkar. Eğer sadece belirli bir süre veya sadece uygun zamanlarda gerçekleştirmek yerine, ne kadar çok fazla gerçekleştirmeyi başarırsak hayatımız o kadar anlamlı olmaya başlayacaktır. Anlam dolu bir hayat, anlamlı aktiviteler uğruna emek harcamak olarak tanımlanır.

Anlam konusunda üstün olmak için -bir anlam ustası olmaya başlamak için- onu bir yaşam biçimine dönüştürmeliyiz. Bu, bir dizi kökleşmiş alışkanlıkları ve rutini sürdürmek anlamına gelir. Anlamlı bir pratik geliştirmek için belirli bir süre o anlamlı pratiği sürdürmemiz gerekir. George Leonard bunu şöyle ifade eder “ ustalaşma yolunda olan birisi için “pratik” kelimesi tasarlanmış en iyi kelimedir. Bu kelime sadece yapılması gereken şeyleri ifade etmez, aynı zamanda sahip olduğunuz şeyleri, sizin ne olduğunuzu ifade eder.”  Ve pratikler sayılabilecek kadar küçük şeylerdir. “ Hayatımızın gerçek ölçüsü herhangi bir zamanda ve her anda yaptığımız küçük seçimlerin nihai sonucu olabilir.”  der Jim Loehr ve Tony Schwartz

Anlamlı yolumuzda hayatımızı oluşturmak için en iyisini ortaya koymaya çalışırken daima, etrafımızda değişen dünyanın nasıl değiştiğine bağlı olarak kendimize gelme, rutinlerimizi ve aksiyonlarımızı yerine getirme arzumuz olacaktır. Dünya belirli bir yapıda değildir,  bu nedenle belirli bir düzeyde şartların düzenlenmesi bir ihtiyaçtır. Sadece kendi hayatımızı düzenlemeye değil dünyayı da sürekli yeniden dizayn etmeye ihtiyacımız vardır.

O halde listemize, anlamın yapısına ilişkin birkaç final notu da ekleyelim:

*Anlamlı aktivitelere yönelik rutinler ve alışkanlıklar geliştirdiğimizde deneyimlenen anlam artacaktır.

*Daha fazla anlam üretmek adına yolumuzu tekrar tekrar dizayn etmeye devam ettiğimizde deneyimlenen anlam artacaktır.

Anlama ilişkin tüm bu yapıyı tek bir ifade içinde pekiştirmemiz gerekirse aşağıda ifade edilen gibi yoğun bir, anlamlı hayat tanımı ortaya çıkmaktadır:

Anlam dolu bir hayat; değer verdiğimiz ve önemsediğimiz kişilere etki eden aksiyonlarımızı 1)arzularımıza uygun bir yönde 2) kendimizi tamamıyla ifade etmemize mümkün kılacak şekilde 3)üstesinden gelmemiz gereken zorluklarla yüzleşmemizi sağlayan bir hayat biçimi olarak dizayn etme ve sürekli yeniden dizayn etme aracılığıyla yaratılır.

Sonuç

 

Hepimiz anlam bulma mücadelesi veriyoruz. Büyük bir anlam geliştirmeyi başaranlar, bir takım önemli faydalar elde edecektir. Fakat size küçük bir sır vereyim. Hazır mısınız?

Anlam diye bir şey yoktur.

Nasıl?!” seni ahmak.” Anlam üzerine yazılmış bütün makaleyi okudum ve şimdi sen anlam diye bir şey yok mu diyorsun?”

Gerçek bu. Potansiyel dinler bir tarafa varlığımıza ilişkin bir anlam bize miras bırakılmamıştır. Hepimiz varsayıma göre, milyon yıllık süre zarfı sonunda akıllı yaratıklara dönüşümümüzü sağlayan atomların ve moleküllerin bir araya gelmesinden oluşuyoruz.  Kendimize kontrol duygusu sağlayabilme, üstün, değerli ve mutlu hissedebilmek için hepimiz evrende, olmayan anlamı ve belirliliği arıyoruz.

Fakat bu demek değildir ki kendi anlamını yaratamazsın. Gerçekte, insanlık deneyiminin güzel ve çirkin yanı senin kendi içinde, yaratmak istediğin anlamın seçimi yalnızca sana ait. Csikszentmihalyi bu konuda ısrarcıdır: “ Hayatın bir anlama sahip olmadığı doğrudur, bununla, insanın doğasına ve insanlık deneyiminin içerisine yerleştirilmiş, her insan için, belirli ve en birincil bir amacın var olmadığını kast ediyoruz. Fakat bu demek değildir ki hayata bir anlam katılamaz.”

Hatırlayın, anlam bilinçli bir seçimdir. Oluşturmayı seçtiğiniz bilinçli bir seçimdir. Hepimiz kendi varlığımızın anlamını oluşturma ustasıyız.

Evet bu inanılmaz derecede yıkıcı bir düşünce. Fakat aynı zamanda kişiyi güçlendirebilecek bir düşünce.

Sözde filozof ve girişimci Derek Sivers’ın ifadeleriyle:

Hayat, hayattır. Başka bir anlam ifade etmez. Geçmişinde yüklediğin tüm anlamları sil. Seni geride tutan tüm anlamları sil. İnsanların bu, bu anlama gelir dediği anları sil. Bunların hiçbirisi gerçek değil. Hayat boş bir yazı tahtasıdır. Geçmişten miras kalan hiçbir anlam yoktur. Sana hizmet edecek anlamı oluşturmakta özgürsün. Bununla yapmak istediğin şeyi yapmakta özgürsün.

Öyleyse değer verdiğiniz ve önemsediğiniz kişilere etki eden aksiyonlarınızı, 1-) arzularınıza uygun bir yönde 2-) kendinizi tamamıyla ifade etmenizi mümkün kılacak şekilde 3-) üstesinden gelmeniz gereken zorluklarla yüzleşmenizi sağlayan, gerçek benliğinizi ifade etmenize izin veren bir hayat biçimini şeklinde dizayn ederek ve sürekli yeniden dizayn etmeye devam ederek size hizmet eden bir anlam bulun.

 

Yazar : Alex Carabi

Leave a Reply


Başvuru Formu